Dil, algılarımızı şekillendiren, gerçekliği kurgulayan, insan davranışlarını yönlendiren güçlü bir bilişsel araçtır.
Günlük hayatta ve iş güvenliği terminolojisinde sıkça kullanılan “kaza yapmak” ifadesi, semantik ve psikolojik açıdan ciddi sorunlar barındırmaktadır.
Dilsel görelilik (Sapir-Whorf hipotezi) kuramına göre, bir dilin yapısı o dili konuşanların dünya görüşünü ve algılarını etkiler.
“Yapmak” fiili, dilbilgisi açısından öznenin iradesiyle gerçekleştirdiği aktif bir eylemi temsil eder. Ancak kaza, tanımı gereği “beklenmedik”, “önceden planlanmamış” ve “istenmeyen” bir olaydır.
Bu dilin seçilmesi sadece bir ifade bozukluğu nedeni ile değil aynı zamanda kazaların kök nedenlerine ulaşılmasını engelleyen bir savunma bariyeri oluşturması nedeni ile de sorunludur.

“Kaza yapmak” dendiğinde, bilişsel olarak olayın sorumluluğu doğrudan kişiye yüklenmekte ve kaza sanki bir “tercih” veya “isteğe bağlı bir aktivite” gibi konumlandırılmaktadır.
Oysa “kaza geçirmek”, “kazaya uğramak” veya “kaza yaşamak” gibi ifadeler, kişiyi olayın merkezindeki “fail” olmaktan çıkarıp olayın “muhatabı” haline getirerek daha nesnel bir zemin sunar.
Dil seçimimiz, profesyonellerin ve mağdurların risk ve sorumluluğu nasıl algıladığını doğrudan etkiler.
“Neden yaptın?” sorusuyla başlayan bir kaza iletişimi, “mağduru suçlama” (victim-blaming) diline kapı aralar. Bu tür bir yaklaşım, bireyde suçluluk ve utanç duygusu uyandırarak zihinsel sağlıklarını koruma adına psikolojik savunma mekanizmalarını tetikler.
Özellikle “rasyonalizasyon” (mantığa bürüme, akla uydurma) mekanizması, kişinin kabul edilmesi güç olan bu durumu daha kabul edilebilir hale getirmek için gerçek nedenlerden kaçarak açıklamalar üretmesine neden olur.
Kişi, suçlandığını hissettiği an, olayı kendi kusursuzluğunu kanıtlayacak şekilde “eğip bükmeye” başlar.
Bu durum, kazanın gerçek seyrini bulanıklaştırarak güvenilir bilgi akışını kesintiye uğratır.
Güvenlik kültürünün en temel ilkelerinden biri olan “Adil Kültür” (Just Culture), bir olay olduğunda “Kimin yaptığına değil, neden olduğuna” odaklanılmasını (Ask why, not who) savunur.
Doğru bir kaza iletişimini yürütürken suçlanma veya cezalandırılma korkusunun söz konusu olmadığı bir ortamda çalışanlar hem kazanın oluşunu, hem kaza mekanizmasını, hem riskli davranışları, hem de güvenli davranıştan caydıran, riskli davranışa iten, riskli davranışı kalıcı hale getiren (pekiştiren) etmenleri daha rahat dile getirirler.
Dilimiz, değerlerimize ve inançlarımıza açılan bir penceredir.
“Kaza yapmak” gibi hatalı kullanımlar, kazaları kişisel başarısızlıklara indirger ve kurumsal öğrenme sürecini felç eder.
Oysa kaza iletişiminde doğru dili seçmek, sadece bir nezaket meselesi değil; kazaların kök nedenlerine inebilmek, proaktif önlemler alabilmek, güvenli ve sağlıklı çalışma ortamları inşa edebilmek için hayati bir zorunluluktur.
Esenlikle kalın…
Dr. Cahit BEHREM – 8 Mayıs 2026

