Bir poster ve ebeveyne çocuk üzerinden iletilen mesajların çocuğun üzerinde oluşturduğu baskıyı, korkuyu ve çocukta gelişen anksiyeteyi bir önceki yazıda ele almıştık. Bu yazımızda konuyu çocukta olumsuz – ebeveynde olumlu etkiler bırakan uygulamalar üzerinden ele alacağız.
Kendimizi bir İSG şöleninde ya da etkinliğinde fabrika gezisine katılmış aileleri izlerken hayal edelim.
Makine parkurlarında, elbette gerekli önlemler alınarak, babasının veya annesinin hangi koşullarda ne işler yaptığı anlatılan; çalışırken katlanılan zorluklar bir bir sıralanan, anne veya babası eve geldiğinde neden yorgun oldukları anlaşılsın diye önceden kurgulanmış sorular sorulan çocuklar. Üstelik tüm bunların ötesinde, bu işlerin ne denli ağır, ne denli zor olduğunu hissetmeleri için kişisel koruyucu donanımlar giydirilerek o zorluğu bedensel olarak da deneyimlemeleri sağlanan çocuklar… Bizim çocuklarımız.
Bu fotoğraf iki farklı sonuç barındırıyor.
Çocuklarda ilk yazıya konu olan korku, endişe ve aşırı sorumluluğun yerini üzüntü ve acıma duygusu alırken (1), yetişkin açısından ise evde kendisini daha az yoran, daha çok ilgi gösteren, söz dinleyen, daha az sorun çıkaran çocuklar (2) ve bunun yarattığı sanal mutluluk duygusu!

Burada bir kez daha vurgulamakta fayda var, çocuklar İSG etkinliklerine elbette katılabilir, elbette ufukları genişlesin diye fabrikalar gezdirilebilir. Burada çocuğun duygularının bilinçli bilinçsiz yönlendirilmesinin yarattığı sorunları ele alıyor, onları geliştirecek, olumlu etkiler bırakacak, güvenlik kültürünün gelişmesine katkı sunacak etkinliklerin mümkün olduğunu vurgulamak amacı taşıyoruz.
Üzüntü duygusunu sağlıklı şekilde deneyimleyen çocuklar, duygusal farkındalık ve öz-düzenleme becerileri geliştirir. Ancak bu duygular yoğun veya kronik hale geldiğinde (zihinde tekrar tekrar canlandırıldığında) kaygı bozuklukları, depresif belirtiler ve duygusal tükenme gibi sonuçlar doğurabilir, kısa vadede dikkat dağınıklığına ve öğrenme güçlüklerine de yol açabilir.
Öte yandan acıma duygusu; ahlaki muhakemeyi, sosyal problem çözmeyi ve eleştirel düşünceyi olumlu yönde beslerken, ebeveynleşmeyi tetikleyebilir. Yardım etme, paylaşma, teselli etme, daha derin ve güvenli arkadaşlık ilişkileri, zorbalığa karşı duruşu destekleyebildiği gibi, aşırı acıma duygusu aşırı duygudaşlık sendromu / empatik bunalıma dönüşebilir, çocuk başkalarının sorunlarını kendi sorunu gibi hissederek içe kapanmasına, sosyal geri çekilme yaşamalarına neden olabilir.
Uzun süreli yoğun üzüntü; kortizol düzeylerini yükselterek bağışıklık sistemini zayıflatabilir, uyku düzenini bozabilir ve iştah değişikliklerine yol açabilir.
Üzüntü ve acıma duygularının çocukta sağlıklı sonuçlar doğurması büyük ölçüde ebeveynin veya bakımverenin duygusal yönlendirmesi, güvenli bağlanma ilişkisi kurması, duygunun bastırılmadan ifade edilebildiği bir ortam ve yaşa uygun başa çıkma becerilerinin öğretilmesine bağlıdır.
Oysa sadece bir etkinlik süresince dokunduğumuz, mesajlara boğduğumuz ve o mesajların sonuçları ile baş başa bıraktığımız çocuklar ve aileleri, bu sorunları çözebilecek donanıma gerçekten sahip mi, bilmiyoruz.
Her ne kadar çalışanların verdiği geribildirimler olumlu yönde olsa da, arka planda yaşanan sorunlar ve bu sorunlara yol açabilecek faktörler risk değerlendirme ekiplerince değerlendiriliyor mu, sanmıyorum.
Ne yapmalı, nasıl yapmalı?
Çocukların bir üretim sürecini tanıması için fabrika gezileri gerçekleştirilebilir. Ne – nasıl oluyor, hangi aşamalar nasıl aşılıyor, hammaddeden ürüne nasıl dönüşüyor sorularına yanıt bulmaları sağlanabilir. Merak duyguları geliştirilebilir. Meraktan bilgiye yolculuğun keyfi yaşatılabilir.
Hatta bu ziyaretler sırasında tehlikelerden korunmaları için kendi yaş gruplarına uygun ebat ve özellikte kişisel koruyucu donanımları deneyimlemeleri de sağlanabilir, “güvende olma” duyguları desteklenebilir.
Burada kritik yaklaşım, çocukların erken evrede yetişkin sorunlarını anlamasının (çok zor şartlarda çalışıyorlar!), çözmesinin (baba baretini tak!) (dinlen!), paylaşmasının (sessiz olmalıyım!) (az sorun çıkarmalıyım!) getirdiği psikolojik yüklere sebebiyet vermeden çocuğun gelişimine odaklanmaktır.
Devamı gelecek…
Dr. Cahit BEHREM

