İSG Uğruna Çocukların Araçsallaştırılmasının Yarattığı Riskler – 1

Bir poster hayal edin: “Küçük bir çocuk, baretini takmış, eldivenlerini giymiş, yüklendiği misyonun etkisi ile başı dik, ellerini kavuşturmuş, gözümüzün içine bakıyor” ya da “yalvaran bakışlarla elindeki bareti uzatan çocuk, arkada makine parkuru, altında bir yazı; “BABA, baretini takmayı unutma…”

Bu ve benzeri bir sahneye her tanık olduğumda zihnimde dönüp dolaşan şu sorularla yakalıyorum kendimi; “bu çocuklara ne yapıyoruz?”, “neden yapıyoruz?”

Mesaj net: “Baban kurallara uyarsa eve dönebilir!”

İSG farkındalık etkinlikleri her yıl biraz daha yoğunlaşıyor, ne güzel. Tiyatrolar, videolar, resim yarışmaları, canlandırmalar… Bunların bir kısmında çocuklar da yer alıyor. Amaç; yetişkinleri harekete geçirmek, mesajı güçlendirmek, duyguyu derinleştirmek, amenna, amaç iyi, niyet samimi, peki ya sonuç? 

O posterdeki çocuğun zihninden neler geçiyordur hiç düşündünüz mü?

Devasa fabrikalar, dev makineler, tehlikeler, korkular. “Eğer baretini takmazsa, ya eldivenini giymezse…” ya da iyi tarafından “eğer baretini takarsa, bir de eldivenini giyerse…” diye içini kemiren cümleler…

Ve fabrikalardan daha devasa bir yük: “Babana hatırlat!”, “Anneni uyar!”

Bu, bir farkındalık mesajı değil. Bu, bir çocuğun omuzlarına yüklenen sorumluluk!

 “Ya unutursam, ya koruyamazsam…”

Literatürde buna parentifikasyon — ebeveynleştirme deniyor. Çocuğun, henüz hazır olmadığı bir yaşta yetişkin rolü üstlenmesi.

Aile sistemindeki bir kırılganlığın, ekonomik stresin ya da hastalığın zorlamasıyla oluşan bu durumu bilinçli olarak düşünmeden oluşturulmuş bir etkinlik tasarımıyla yaratmış olmuyor muyuz?

Travma ve stresin çocuklar üzerinde yetişkinlere kıyasla çok daha derin izler bıraktığı biliniyor. Kaza sahnelerine dolaylı tanıklık bile kaygıya, uyku bozukluklarına, kaçınma davranışlarına zemin hazırlayabiliyor. Kimlik gelişiminin kritik olduğu bu dönemde dışarıdan dayatılan roller, bu gelişimi sekteye uğratabiliyor.

Ve korku meselesi… Korku, kısa vadede dikkat çekiyor ancak uzun vadede kaçınmaya neden oluyor. Fobik tepkilere, öğrenilmiş çaresizliğe yol açıyor.

Esenlik kültürü inşa etmek istiyorsak, korkunun bize ne kadar fayda sağlayabileceğini de sorgulamamız gerekiyor.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuğun üstün yararını, kararlara katılım hakkını, sömürüden korunma hakkını güvence altına alıyor. Hukuki bir çerçeve olarak bu metinler önemli. Ancak bunlardan önce şunu sormak gerekiyor: Bu etkinliği tasarlarken orada rol alacak çocuğu gerçekten düşündük mü? Onun iyiliği için mi böyle bir tasarım yapıyoruz, yoksa mesajımızın etkisini artırmak için mi?

Şunu net söylemeliyim: Çocuklar elbette güvenlik konularıyla buluşmalıdır. Yaşa uygun, güçlendirici, yapıcı içeriklerle tasarlandığında bu tür etkinlikler çocukların gelişimine katkı da sağlar. Asıl mesele, katılıp katılmamaları değil — nasıl ve hangi koşullar altında katıldıkları.

İSG çalışmaları bireylerin esenliğini korumak ve geliştirmek için var. Çocukları mesaj taşıyıcısına dönüştürmek yerine, onların da korunmaya ihtiyacı olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor.

İSG etkinliklerinde çocuğun korku duygusunu tetiklemek yerine, kontrol duygusunu ve öz-yeterliliğini besleyecek bir tasarım mümkün.

Dr. Cahit BEHREM – 12 Mart 2026

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir